Mind+More Psikolojik Danışmanlık

BLOG YAZILARI



Bir-başlık-ekleyin.png

İçinde yaşadığımız kültür diğerleri için bir şeyler yaparak önem kazanmamızı, ne olursa olsun baskın otoriteye uyum göstermemizi dayattığı için hayatımızın büyük bir kısmını onaylanmak ve kabul görmek için yaşıyoruz. Farklılıklarımızı törpüleyerek ve öz değerlerimizi hiçe sayarak kendimize yabancılaşıyoruz. Kendi özümüzden, biricikliğimizden uzaklaştıkça farkındalığımız da köreliyor. Bir çeşit oto pilotta günler geçiyor.

Oysaki hepimiz biriciğiz. Fiziksel özelliklerimiz, hislerimiz, zayıf yönlerimiz, güçlü yönlerimiz, zevklerimiz, tutkularımız, hedeflerimiz, değerlerimiz farklı. Bu bir eksiklik değil aksine kutlanması gereken bir olgu, çünkü farklılıklarımız en büyük zenginliğimiz. Audre Lorde’nin söylediği gibi: “Bizi ayıran farklılıklarımız değil, bu farklılıkları tanımak, kabul etmek ve kutlamaktaki yetersizliklerimizdir.” Ancak biricikliğimizi kabul ettikten sonra kendi değerlerimizi, amaçlarımızı öz farkındalık yoluyla keşfedebilir ve kendimizi gerçekleştirebileceğimiz alanlara yönelebiliriz.

Öz farkındalık, tam kelime anlamıyla kendimizi an be an fark etme halidir. Her duyguyu, düşünceyi, alışkanlığı ve eylemi değerlendirebilmemizi gerektirir. Fakat bu süreç hep olumlu işlemez. Çoğu zaman şartlanmalar ve geçmişten gelen izlerle yüzleşmek zordur. Aynadaki görüntüye bakmaktan korkarız. Bu süreçte iyi bir dostumuza, çok sevdiğimiz birine yaklaştığımız gibi anlayış, koşulsuz kabul, destek ve sevgiyle kendimize yaklaşmamız çok önemlidir. Ne olursa olsun kendimizin en yakın arkadaşı olabilmeyi öğrendiğimizde kendi gelişimimizle birlikte hayatın içindeki varlığımız da gelişir kuvvetlenir.

Öz farkındalık ile kendimizin en yakın arkadaşı olduğumuzda, kendi kendimize yettiğimizi fark ederiz. Kimseye ihtiyaç duymadan sapasağlam kendi ayaklarımızın üzerinde durur, bizim için anlam ifade eden amaçların peşinden gideriz. Yani, bir başkası bizi değerlendirecek ya da eleştirecek diye bir şeyler yapmayız, kendi tutkularımızı gerçekleştirmek için yaparız. Kendimize duyduğumuz güven ile üzerinde çalıştığımız her ne ise onu mükemmel hale getirene dek azimle çabalarız. Bunun sonuçları da üstün performans olarak hayatımıza yansır. Elbette sonuç her seferinde istediğimiz gibi çıkmayacaktır. Ama bu yaklaşımla performansımız istikrarlı biçimde artar. Bir sonraki hedefe doğru daha kuvvetli, daha bilinçli, daha büyük bir coşkuyla ilerleriz.

Tutkularımızı gerçekleştirme yolunda baş edemeyeceğimiz zorluklarla karşılaşmak da kaçınılmazdır. Bunlarla ilgili de neye ve kime ihtiyaç

duyduğumuzun farkına varmamız gerekir. İhtiyacımız kimi zaman mola almak, kimi zaman duruma tamamen başka perspektiften bakmak olabilir. Ya da güvendiğimiz insanlardan yardım istemek ve destek almak olabilir. Örneğin bizden daha tecrübeli bir mentöre danışmak olabilir ya da birlikte çalıştığımız insanlardan fikir almak olabilir… Kendimizi kucaklayarak çaba gösterirken gelebileceğimiz en üst noktaya geldikten sonra ihtiyaç duyduğumuz anlarda destek almak bir zayıflık değil, tam tersi öz farkındalığımızın gelişiyor olduğuna dair bir göstergedir.

 

Uzm. Psk. Aslı Yıldız


pusula.jpg

Aileler çocuklarının her zaman keyifli ve güvende hissetmelerini ister ve onları üzüntü, korku, endişe gibi olumsuz duygulardan kurtartmak için elinden geleni yapar. Oysa tüm duyguların adaptasyonla ve hayatta kalmayla ilişkisi vardır. Duygular insanları harekete geçiren, tehlikelere karşı önlem almalarını sağlayan, diğerlerini anlamalarını ya da diğerleri tarafından anlaşılmalarını sağlayan ve hatta karar vermelerini kolaylaştıran önemli bir role sahiptir. Çocukların olumsuz duygularını ve yaşadıkları zorlukları kontrol etmeye çalışmak denizde dalgaları durdurmaya çalışmak gibidir. Ailelerin bu noktada çocuklarına verebilecekleri en büyük armağan onlara dalgalarla sörf yapmalarını öğretmektir, yani kendi pusulalarını yaratmalarını sağlamak. Peki nasıl?

Çocuklar, ailelerinde gördükleri yaklaşım ve davranışları kendilerine adapte eder. Sevgi gören çocuk sevmeyi öğrenir. Değer gören çocuk kendini değerli görmeyi öğrenir. Koşulsuz kabul gören çocuk kendini her şartta kabul etmeyi ve kucaklamayı öğrenir. Ailesine güvenen çocuk kendine güvenmeyi öğrenir. Aileler çocukların pusulası olduğunda, yaklaşım ve davranışları ile an be an onlara yol gösterir. Bu yol gösterme eşzamanlı olarak çocuklara kendi pusulalarını yaratmayı öğretir. Dr. Dan Siegel bu kavramı şöyle ifade ediyor: “Hepimizin bir duygu alanı olduğunu hayal edin ve hepimizin alanı farklı ölçülerde… Küçücük bir alan ile hayata geldiğinizi düşünün, çok büyük bir zorlukla karşı karşıya geldiğinizde ne yapacaksınız? Şimdi bir de sizin çok geniş hatta sınırsız bir iç pusulaya, duygusal alana sahip olduğunuzu öğreten bir aileniz olduğunu hayal edin. Çocuğunuz için hangisini istersiniz?

Çocukların kendi pusulalarını yaratmalarına yardımcı olmak onların yalnızca duygusal gelişimine katkı sağlamakla kalmaz aynı zamanda beyin gelişimlerini de destekler. Duygularını anlamayı öğrenen çocuklar bu duygularla başa çıkma antrenmanı da yapmış olur. Kazandıkları iç görü ile beyinlerindeki bağlantılar gelişir. Zorluklar karşısında kalplerinden geçeni anlama, değerlendirme ve ifade etme becerisi kazanırlar. Böylelikle kontrolü kendi ellerine alarak olumsuz duyguların etkisini hafifletmeyi, hatta bu duyguları kendi yararlarına kullanmayı öğrenirler. Bu da öz şefkati, özgüveni, cesareti ve tutkuyu beraberinde getirir. Bu nedenle, ailelerin çocuklarına karşı en önemli sorumluluklarından biri, kendi pusulalarını yaratmalarına yardımcı olmaktır.

Kaynak: Dr. Dan Siegel, Teaching Our Kids Mindsight and Fostering Their Internal Compass, https://podcast.app/mom-brain-p549324/

 

Uzm. Psk. Aslı Yıldız


aile-ici-siddet-ve-gecimsizlik.png

Stresliyken, ne yapmanız gerektiğiyle ilgili düşüncelerimiz stres etkeni etrafında yoğunlaşır. Yakın dönemde dünyanın çeşitli yerlerinde başlayarak ülkemizde de etkisini gösteren ve bizi oldukça zorlayan bir stres etkeniyle karşılaştık. Koronavirüsü sebebiyle kendimizin ve yakınlarımızın sağlığına yönelik düşünceler zihnimizde önemli ölçüde yer edindi. Yaşanan sürecin belirsizliği ve sosyoekonomik koşulların kötüleşmesiyle birlikte bireylerin korku, kaygı, öfke gibi duygusal problemlerinde de artış görüldü. Bu duygusal problemlerle birlikte normal zamandan daha uzun süre evde kapalı ve beraber vakit geçirmek durumunda kalan ailemizin içinde gerginlikler yaşanmaya başlandı.

Böyle bir süreçten geçerken gergin olmamıza neden olan duygusal problemlerin olumsuz davranışlar ortaya çıkarmaması, ilişkilerimizin zarar görmemesi ve bu davranışlarımızı anlayabilmek adına ailemizle yapabileceğimiz 2 egzersiz paylaşmak istiyorum.

  1. Düşünce Topu

Bu egzersizde aile bireylerimizle gerginlik içeren sözleri, davranışları ve bunlarla baş etme yolları hakkında konuşuruz. Konuşulacak konular ile ilgili hepimiz bir soru belirleyebiliriz. Örneğin; Bende en çok öfke uyandıran söz veya davranış ne? Hangi durumlarda gerginlik içeren sözlere veya davranışlara yöneliyorum? Bu davranışlarımı kontrol etmek için neler uygulayabilirim? Belirlenen her bir soru 2 dakika süresince aile bireylerimiz tarafından cevaplanır. Konuşmaya yaşı en küçük aile bireyimiz başlar. Konuşmanın kime geçeceğini belirlemek için küçük bir top kullanırız ve konuşmasını tamamlayan kişi istediğine topu verir. Tüm sorulara cevap verildiğinde yapılan bu egzersizin uyandırdığı duygu ve düşünceler üzerine konuşuruz. Bu egzersizle ev içerisindeki süreçte birbirimizin söz ve davranışlarına yönelik farkındalıklar elde edeceğiz. Ayrıca yaşanan gerginliklerle baş etme noktasında kendi yöntemlerimizi aktararak sözlerimize ve davranışlarımıza yönelik birbirimize farklı bir perspektif kazandıracağız.

  1. Cümle Tamamlama

Bu egzersizde her bir aile bireyimiz gerginliğe ve gerginlikle baş etmeye yönelik tamamlanmasını istediği yarım cümleler belirler. Örneğin; Öfkeli olduğumda…, Bana kızıldığında…, Sıkıldığımda…, İsteğim yapılmadığında…Bu cümlelerin tamamlanmış halini hepimiz kağıda yazarız ve yanımızdaki aile bireyimize veririz. Kağıdı alan hepimize okur. Bu paylaşımlar üzerinden duygularımızı ve hislerimizi konuşuruz. Ev içerisinde olası gerginlik içeren sözlerin ve davranışların ortaya çıkmaması adına birbirimizle anlaşma yaparak pozitif bir ilişki için çaba göstereceğimizin sözünü veririz.

 

Sevdiklerimizle olan ilişkiler sinirsel olarak rahatlamayı sağlayarak duygu halini de iyileştirir. İlişkilerin iyileştirici gücünün farkında olarak ailemiz içinde yaşanılan olumsuz durumların ortaya çıkmamasını sağlayabiliriz.

Psk. Melis Onglu


Untitled.png

Çocuklar doğaları gereği meraklı ve açık görüşlüdürler. Bu yüzden onlarla farklılıklar üzerine konuşmak yetişkinlerle konuşmaktan çok daha zevklidir. İşte, farklılıkları kucaklayan çocuklar yetiştirmek için yedi strateji:

  1. Rol Model Olun

Çocuklar en iyi çevrelerini gözlemleyerek öğrenirler. Bu yüzden de kendi inanç ve davranışlarınızı gözden geçirin. Kendi önyargılarınızı kalıplarınızı fark edin ve bunları pekiştirmekten kaçının. Herkese karşı saygılı ve hoşgörülü bir dil kullanmaya çalışın.

  1. Öz Saygı & Empati Gelişimine Yardımcı Olun

Hoş görülü, esnek ve farklılıkları kucaklayan çocuklar yetiştirmenin ilk adımı onların öz saygılarını desteklemektir. Bu yolla bir başkasına saygı duyma becerileri de gelişir. Öz saygısı yüksek çocuklar çoğunluğun peşinden gitmek yerine kendi doğrularının peşinden giderler. Çocuğunuza kendini yeterli ve yetkin hissetmesi için fırsat yaratın. Sevildiğini ve değerli olduğunu hem sözlerinizle hem de davranışlarınızla ona hissettirin.

  1. Soruları Cevaplamaya Hazır Olun

Çocuklar doğaları gereği meraklıdırlar ve dünyayı öğrenmek isterler. Farklı biri ile karşılaştıklarında onunla ilgili sorular sorarlar. Sorularını geçiştirmeden yaşlarına uygun dürüst cevaplar verin. Soruları geçiştirmeniz farklılığın konuşulmaya uygun olmayan, rahatsız edici, “tabu” bir konu olarak algılanmasına sebep olur. Eğer cevabını bilmediğiniz bir soru gelirse, bilmediğinizi fakat öğrenip cevaplayacağınızı söyleyin ve mutlaka sözünüzde durun.

  1. Yeni Deneyimler & Yeni İnsanlar

Çocukları çeşitli deneyimlere ve kişilere maruz bırakmak, farklılıkları normalleştirmelerine yardımcı olur ve önyargılara sebep olacak korkuyu ve karışıklığı engeller. İşte yapabileceğiniz bazı yararlı aktiviteler: müze ve kültür gezileri yapmak, yurtiçi yurtdışı seyahat etmek, farklı ırk ve etnik kökenleri temsil eden oyuncaklarla oynamak, farklı geçmişlere sahip insanların öykülerini konu alan kitaplar okumak, filmler seyretmek.

  1. En Kötü Senaryo İçin Hazırlıklı Olun

Her ne kadar açık ve önyargısız olsalar da çocukların farklılıklar karşısında uygun olmayan tepkiler göstermeleri olasıdır. Örneğin, çocuğunuz engelli bir birey ile karşılaştığında yabancılayıp, konuşmalarında ya da sorularında uygunsuz kelimeler kullanabilir. Bu durumlarda, çocuğunuzu nazikçe düzeltin ve daha iyi bir seçenek sunun. Yargılamaktan ve kınamaktan kaçının. Unutmayın ki çocuğunuz yalnızca bilgi edinmeye çalışıyor, fakat bunu yaparken sosyal normları anlamıyor ve incitici olduğunun fark etmiyor. Çocuğunuza topluluk içinde başka insanlar hakkında soru sormanın yollarını öğretin. Bu durumlarda eve gidince size sorabileceklerini söyleyin ve sorularını mutlaka yanıtlayın.

  1. Benzerlikleri Vurgulayın

Çocuklara farklılıkları öğretirken, mutlaka benzerlikleri de vurgulayın. Her insan farklı olsa da herkesin özünde aynı varlık olduğunu belirtin. Herkesin insanlarla bağ kurup sevilmek istediğini, umutları ve hayalleri olduğunu, hatalar yaptığını ve aynı duyguları hissettiklerini öğretin. Bizi tanımlayan şeylerin dış görünüş ya da geçmiş deneyimler olmadığını, başkalarına nasıl davrandığımızın ve nasıl kararlar aldığımızın her şeyden önemli olduğunu onlara öğretin.

  1. Farklılıkları Konu Alan Kitaplar Okuyun

Bazen çocuklara farklılıkları öğretmeye çalışmak zorlayıcı olabilir. Doğru mesajı vermek için en uygun kelimeleri bulamayabilirsiniz. Neyse ki bu gibi durumlarda faydalanabileceğiniz kitaplar var. İşte bunlardan bazıları:

  • Farklı Ama Aynı – Feridun Oral
  • Sen ve Başkaları – Siska Goemine
  • Benim Atım Farklı – Esin Bacacı Taner
  • Anyes’in Sakarlıkları – Emmanuelle Jasmin
  • Benden Farklı Olanla Yaşamayı Öğreniyorum – Marge Eaton Heegaard

 

Uzm. Psk. Aslı Karabat

Kaynak: https://biglifejournal.com/blogs/blog/raising-inclusive-kids 

 


1026d55265128c4cd503.jpg

Kardeş kıskançlığı, kardeşi olan her çocuğun yaşadığı normal bir duygudur. Çoğu çocuk bu duyguyla nasıl baş edeceğini bilemez. İşte bu durumda ailenin yol gösterici olması önemlidir. Kıskançlığın temelinde güvensizlik ve kaybetme korkusu vardır.

Kardeşi olduğunda çocuk, o zamana kadar gördüğü ilgiyi ve sevgiyi biriyle paylaşmak zorunda kalır. Çocuk, “Artık annem-babam beni sevmeyecek. Benim bu evdeki, annemin babamın gözündeki yerim artık aynı değil” diye düşünür. Bu, çocuk için büyük bir hayal kırıklığıdır aslında. Düşünsenize, eve yeni biri gelmiş, hep onun gözünün içine bakan, onunla ilgilenen anne-babası şimdi o minik şeyle meşgul. Kendisi kakasını artık tuvalete yapabiliyorken, kendi kendine giyinebiliyorken, yemeğini yiyebiliyorken, bu bebek bunların hiçbirini yapamıyor, ama ondan daha fazla ilgi görüyor. Ne kadar büyük bir hayal kırıklığı, ne büyük bir öfke! Çocuğunuzun hayatla ilgili karşılaştığı ilk adaletsizlik ve güvensizlik. Bunları, “Keşke ikinci çocuğu yapmasaydınız” demek için değil, yaşadığı kırgınlığı, sizi kaybetme korkusunu ve yerine geçen kardeşine olan öfkesini anlamanız için söylüyorum.


Copyright Mind+More 2018. Tüm hakları saklıdır.